Erguvan...
16 Nisan 2008 , Çarşamba
.. ömrü kısa, etkisi çarpıcı süsü kentin ama asıl Boğaziçi’nin.
Gün oldu, devran döndü, vakit yeniden erguvan vakti.
Tepeler, bayırlar onunla sıyrılıyor taze yeşillerden, renk yelpazesinin bu karşı ucuyla bambaşka bir kimlik kazanıyor. Soylu, hafif içe dönük, güzel. Gizem çağrıştırıyor onun bağırtkan olmadan çarpıcı bu “kişiliği”. Mitolojik öyküler esinliyor.
Adının Almanca karşılığı olan Judasbaum mesela.. Derler ki Havari Yehuda, ihanetinin ardından İsa Romalılarca alınıp çarmıha götürülürken öyle bir pişmanlık duymuş ki bu ağaca asmış kendini. Çiçekleri o vakte dek bembeyaz olan erguvan da utancından mosmor kesilmiş.
(Bu hikayenin ardından baktığınızda erguvan moru gemlenmiş bir şeylerin, güçlü duyguların sezgisini veriyor mu gerçekten, yoksa size mi öyle geliyor, kim bilir?)
Bir efsaneye göre de Bizanslılar kenti Romalılardan erguvan zamanı geri alacaklarmış. Bundan ötürü erguvan rengi, Bizans’ta ayrı bir yere oturtulmuş. Kullanımı sıradan ölümlülere yasaklanacak kadar Sarayın, İmparator ailesinin rengi olmuş, onlarla özdeşleşmiş.
İngilizce’deki, elinde gümüş kaşıkla doğmuş deyiminin karşılığı sayılabilecek “born into the purple” deyişi de dosdoğru Bizans Sarayından gelme. Yapımında ender bulunan, paha biçilmez bir tür deniz kabuklusunun da baş rol oynadığı bu renkle bezenirmiş İmparator çocuklarının doğum odası. Tahttakiler dünyaya gelişlerinden başlarmış gücün simgesi erguvan rengine bürünmeye.
Hakkını vermek gerek zarafeti ile estetik gücü atbaşı giden bu nebatın!
Bizanslılar gibi olmasa da varıp seyrine tadını çıkararak şu kısacık ömrünün.
Boğaziçinde bir boydan ötekine vapurla giderek mesela. Kıyıda bir balık lokantasında bu seyri biraz daha uzatıp tatlandırarak.
Çekmek gerek şöyle derin soluklarla bu şenliği içe. Evet!
Paylaş
Paylaş
![]() |
Arkadaşına Gönder |
![]() |
Arşivime Ekle |





