Sessizliğin Kıyısındaki Sesler
26 Mart 2008 , Çarşamba
Zamanı ve zemini Osmanlı Konstantiniye’si olan ve bir vezir kaftanı kadar ince, sık işlemeli bir roman Suskunlar. İç içe geçen aşk hikayeleri, yine iç içe geçmiş efsane, tevatür ve gerçekle bir araya gelerek çalkantılı bir deniz oluşturuyor. Çalkantılı ve bereketli. Ve romanı roman yapan da bu bütün. Öyle ki, “Konusu ne?” sorusunun cevabıyla hiçbir yere varamadığınız romanlardan olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Bu romanın konusu değil, pek çok motifi söz konusu çünkü.
Bunlar vezir kaftanımızın işlemeleriyse kumaşı da sesin sessizlikle karşılaşması diyebiliriz. (Çağrışım: Aldous Huxley’nin Ses Sese Karşı’sı.) Gerçekten de roman son derece yoğun, canlı görsel sahneler ve sürükleyici bir öykü akışının yanı sıra belirgin bir müzikallik sunuyor. Bunu da meyhane müziğinden Mevlevi müziğine, oradan Batı seslerine yerli ve “yabancı” sazlar ile çalınışlarının tasviriyle yapmakla kalmıyor; dili de baştan sona müzikal Suskunlar’ın.
Görsel, duyusal, zihinsel olan her şeyin bir de müziği, sesleri olduğunu duyumsuyorsunuz okurken.
Ve ilk sayfadan sonuncusuna gümbür gümbür çağıldayarak gelen akış, ses-sessizlik karşılaşmasının kreşendosu ile tamamına eriyor:
“Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu. Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.”
Kişisel bir not: İhsan Oktay Anar’ın romanları, çok katmanlı zenginlikleriyle yerel bir Umberto Eco lezzeti bırakıyor damakta.
Suskunlar: İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları, 2007
www.kitapamabari.com
Paylaş
Paylaş
![]() |
Arkadaşına Gönder |
![]() |
Arşivime Ekle |




